Galatasaray-Liverpool maçı üzerinden İngilizce Öğrenelim

Galatasaray-Liverpool maçında favori dünya basınında Liverpool olarak görünüyordu fakat Galatasaray tüm ibreleri tersine çevirdi ve maçı 1-0 kazandı. Dünya basınında bu konu oldukça fazla yayın grubunda ele alındı. Biz de Basit İngilizce ailesi olarak sizlerle bu tweetleri ve Türkçe karşılıklarını paylaşmak istedik. Hem Liverpool taraftarlarının, hem dünya basınının İngilizce paylaşımlarını görseller ve çevirileri ile sizlerle paylaşıyoruz. Bu tweetler ve haber paylaşımları üzerinden İngilizce kalıpları sizlere sunuyoruz.

Hindustan Times adlı gazete, bu güzel başlığı şu etkileyici cümle ile devam ettirdi.

“First it was Juventus, and now Liverpool. Galatasaray is cutting a swath through European soccer's giants in the Champions League.”

İlk önce Juventus’tu ve şimdi Liverpool. Galatasaray Avrupa futbol devleri arasında Şampiyonlar Ligi’nde dikkat çekiyor (göze batıyor)

cut a swath: dikkat çekmek, göze batmak

Liverpool’un korner taktiği İngiltere’de çok eleştiriliyordu ve bunu Avrupa’da da tekrarlamaları tekrareleştiri konusu oldu.

It’s not allowed: İzin verilmiyor. /Yani gol geçerli değil, gol kabul edilmedi.

The goal is not allowed: Gol geçerli değil / Gol olmasına izin verilmiyor.

Goaldata yayın grubunun paylaşımı da şahane.

I’m speechless: Söyleyecek söz bulamıyorum.

Speech: konuşma, söz, dil

Less bir kelimenin sonuna eklendiğinde -sız-siz eki getiriyor.

Genuinely: sahiden, gerçekten

Genuinely, what happened to Ekitike? Harbiden, Ekitike’ye ne oldu?

What happened to his finishing? Onun bitiriciliğine ne oldu?

woeful:acı verici

woe: acı, keder

Galatasaray got robbed: Galatasaray soyuldu (hakkı yendi)

Got robbed in broad daylight: Herkesin gözü önünde soyuldu (yani gündüz-güneşli herkesin görebileceği bir ortamda soyuldu)

Bir de röportajlar var. Röportajlarda futbolcuları tahrik eden gazetecilerimiz onları daha da hırslandırıyor.

Virgil Van Dijk’a gazetecimiz şunu soruyor (ya da sormaya çalışıyor)

Are you expects deja vu? (wtf) - Dejavu yaşamayı bekliyor musun? Yani “Aynı sonucu tekrar yaşamayı bekliyor musun?” demeye çalışıyor. Tabii, gramer veya kelime kullanımı konusunda pek bir fikri yok bu arkadaşın.

Doğrusu şu şekilde olabilirdi. “Are you expecting to experience deja vous once again?” Tekrar dejavu yaşamayı bekliyor musun?

O da bu sorudan sonra gerilmiş olacak ki. “Look forward to the second leg.” diyor. Yani ikinci maçı bekleyin.

Galatasaray taraftarının Victor Osimhen için hazırlamış olduğu tifo pankart dünya basınında çok yer aldı. Tifo ne demek diye merak ediyorsanız bu tarz pankartlar ilk olarak İtalya’da yapıldığı için İtalyanca’dan geliyor. “Tifosi” taraftar grupları için kullanılan bir kelime, onların açtığı pankarta da tifo pankartı deniyor.

Osimhen in tears : Osimhen gözyaşları içinde

as Galatasaray fans delayed the banner of his late mother. : as-için anlamında.

Galatasaray taraftarları vefat eden annesinin pankartını açtığı için.

late mother: rahmetli anne. İngilizce’de late kelimesi arkasına bir aile bireyi aldığında “rahmetli” anlamını taşıyor.

He’s still mourning his late mother. ::Hala rahmetli annesinin yasını tutuyor. (mourn:yas tutmak)

Burada ise Galatasaray’ın hile yaptığından bahsedilmiş. İlk ayakta da gerçekleşen şeyin tekrarlandığını söylüyor. İngilizce’de “get the stick” fırça yemek anlamında kullanılıyor.

Finally the referee is getting some stick: Sonunda hakem biraz fırça yiyor. (ceza alıyor)

There’s no way: imkanı yok.

There’s no way this is happening again: Bunun tekrar yaşanmasının imkanı yok.

Investigate: soruşturma yapmak

Investigate the ref and those cheating fans: Hakemi ve o üçkağıtçı taraftarları araştırın(soruşturun).

Propogate : çoğaltmak, bulaşmak

Propogate the cheating: üçkağıtçılığa bulaşmak

Nijeryalı taraftarlar ise artık Galatasaray taraftarı oldular. Osimhen sayesinde artık Afrika’nın genelinde büyük bir Galatasaray sevgisi oluşmuş durumda.

Burada taraftar şunu söylüyor : Osimhen’i gönülden seven Galatasaray taraftarlarına teşekkür etmeyi asla bırakmayacağım.


Next
Next

Çocuklara nasıl İngilizce öğretiriz?